Kartaltepe Mahallesi. İncirli Caddesi Başarı Sk. No:1 B Blok Kat 3 D:6 Bakırköy
0532 307 97 40
psikolojidivan@gmail.com

Çalışma Alanlarımız


Psikoterapi (psikolojik terapi veya konuşma terapisi),  bir kişinin duygusal güçlüklerini aşmasına, bunlara eşlik eden davranışlarını değiştirmesine ve problemleri istenen şekillerde çözmesine yardımcı olmak için psikolojik yöntemlerin kullanılmasıdır.

İnsanlar Neden Terapiye İhtiyaç Duyar?

Evrim bir uyum sağlama süreciyken bir yandan da her uyum sağlama sonucunda yeni zorluklar ortaya çıkar, bunlar da yeni uyum sağlama yolları gerektirir. Çoğumuzun deneyimlediği gibi başta iyi fikir gibi görünen şeylerin öngörülememiş sonuçları olabilir ve zaman içinde aslında problemli oldukları ortaya çıkabilir.

Evrimin her basamağında, hayatta kalmayı sağlayan seçimler yapılmış ve bunlar türümüzün yeni zorluklara uyum sağlamasına imkan vermiştir. Bu uyum sağlamalar gelecekte yeni problemlerin oluşmasına da zemin hazırlamıştır. Ne yazık ki evrim gelecek için tasarlanmamış stratejik bir plan değil, sadece şimdiki koşullara uyum sağlama yoludur.

Danışanları psikoterapiye/terapiste getiren, bugünki psikolojik sıkıntılarımızdan sorumlu birkaç evrimsel kalıntılar vardır.

1.Hayati Önemdeki Yarım Saniye

Beynimizde bilinçli ve bilinçdışı bilgiyi işlemek için kullanılan birden çok paralel yol vardır. Bunların ilki duyular, motor hareketler ve vücut işleyişini yöneten ilk evrimleşmiş hızlı sistemlerden oluşur. Bilinçli düşüncenin ulaşamadığı bu sözsüz ilkel sistemlere örtük bellek, somatik bellek ya da bilinçdışı denir. Bunlar bizim bilinçli olarak hatırlayamadığımız ama hiçbir zaman da unutmadığımız anılardır.

Bilinçli farkındalıkla ilişkili olan sonradan evrimleşmiş sistemlere yavaş sistemler denir; anlatılara, hayalgücüne ve soyut düşünceye yol açan bu sistemlerdir. Karmaşık sosyal etkileşimler sonucunda gelişen bu yavaş sistem, öz farkındalık ve kendi üzerine düşünmeyi doğurmuştur.

Hızlı sistem ile yavaş sistem arasındaki işlemleme hızı farkı yarım saniye kadardır. Bu hayati önem taşıyan yarım saniye, psikoterapiye ihtiyaç duymamızın asıl sebeplerinden biridir. Aynı zamanda bu yarım saniye beynimize o anki deneyimimizi, zihnimizin nesnel gerçeklik olarak algıladığı geçmişten gelen bir şablona dayalı olarak yapılandırması için fırsat verir. Bağlanma şemaları ve aktarım bu sürecin örnekleridir. Bu örneklerde beyin geçmiş ilişkileri kullanarak başkalarının düşüncelerini, duygularını ve niyetlerini algılamamızı şekillendirir. Bu yansıtmalı sürecin içinde saklı herhangi bir çarpıtma bir farkına bile varmadan ilişkilerimizi hayat boyu zedeler. Çarpıtma ne kadar büyükse, başarılı bir şekilde sevmek ve çalışmak da o kadar zorlaşır. Tüm terapiler işte bu hayati önemdeki yarım saniyenin yarattığı işlemleme çarpıtmalarını ele almaya çalışır.

2.Erken Yaş Öğrenmelerinin Üstünlüğü

Hızlı sistemler sadece evrimlerini daha önce tamamlamış olmakla kalmaz, çocukluk sırasında da diğer sistemlerden daha önce gelişirler. Hızlı sistemler öğrenir, hatırlar ve beynimiz ile zihnimizin hayatımızın geri kalanı boyunca bilinçli deneyimi nasıl oluşturduğunu etkiler. Ne öğrendiğimizi hatırlamak ise daha sonra gelişen yavaş sistemlere ait bir işlev olduğundan, bebekler ve küçük çocukları neyi öğrendiklerini bilinçli olarak hatırlayamazlar. Bu, erken yaşlarda öğrenilenlerin neden tüm hayatımız boyunca üzerimizde çok güçlü bir etkisi olduğunu açıklayan sebeplerden biridir. Psikoterapi küçükken neler öğrendiğimizi bulma ve bu öğretilerin üzerimizde bıraktığı kalıcı izleri öğrenme fırsatıdır.

En önemli öğrenme süreçlerinin çok büyük kısmı hayatımızı ilk yıllarında gerçekleşir. Örneğin amigdala hamileliğin sekizinci ayında gelişimini bütünüyle tamamlamıştır. Amigdala, aynı zamanda bağlanma ve sosyal durum şemalarımızın gelişimi ile duygularımızı ve benlik değerimizi kontrol edebilme yeteneğimizin gelişmesinde de önemlidir. Amigdalayı düzenleyecek kortikal yapıların tam olarak olgunlaşması yirmi ya da daha fazla yıl alır. Bu yüzden erken yaş deneyimleri beynin bilgi ağlarının oluşumunda orantısız bir etkiye sahiptir. Ebeveynlerin sözsüz iletişimleri ve bebeğin temel ihtiyaçlarına nasıl cevap verdikleri bebeğin beyni ve dünyayı nasıl algıladığını şekillendirir.

Ergen ve yetişkenler olarak terapi arayışına gireriz çünkü kendimizi anlamlı ilişki kuramaz, duygularımızı kontrol edemez ya da sevgiyi haketmediğimizi hisseder halde buluruz. Mücadelelerimizin sebepleri sıklıkla örtük bellek ağlarında bilinçli düşüncenin erişiminden uzak gömülüdür. Psikoterapi bize erken yaş deneyimlerimizi güvenli bir şekilde keşfedebilmemiz için rehberlik eder, aynı zamanda beyin ile zihnin şu anki yaşantımıza zarar verme biçimlerinin nasıl erken yaş deneyimleri ile ilişkili olduğunu anlatan bir hikaye yaratmamıza yardım eder. Bu süreç içinde, semptomlarımız delilik, kişilik patolojisi ya da sadece aptallık belirtileri değil, örtük belleğimizin izleri olarak ele alınır. Bu süreç kendine daha güçlü bir merhamet ve sevgi duymanın, başkalarına açık olmanın ve iyileşme ihtimalinin kapılarını açabilir.

3.Öz Utanç

Utanç deneyimi erken yaş sosyal ve duygusal öğrenimlerinin merkezini oluşturur. Öz utanç çocuklukta daha sonra ortaya çıkan, bir duruma uygun, utanç ve suçluluk duygusundan ayrı tutulmalıdır. Diğer yandan öz utanç, kendini içgüdüsel bir şekilde yargılamak anlamına gelir ve değersizlik, bir sırrın ortaya çıkacağı korkusu ve mükemmellik için çaresiz bir uğraş ile sonuçlanır. Böylelikle, öz utanç, güvensiz bağlanma ve sosyal statü şemalarının sürekli hale gelmesinin merkezindeki bir öge halini alır.

Çocuğun erken yaş ilişkilerindeki coşkulu bağlanma beklentisinin, ebeveyn ya da bakımveren tarafından ilgisizlik ve kayıtsızlık, onaylanmama ve öfke ile karşılamasında da yaşanır. Bağ kurmadaki bu uyumsuzluk sempatik sinirlerin parasempatik sinirler tarafından bastırılmasına doğru hızlı geçişi tetikleme potansiyeli taşır ve gelişmekte olan bilinçdışı tarafından utanç, reddedilme ve terk edilme olarak okunur.

Aynı zamanda ebeveyn ve çocuğun karakterleri ve tabiatları arasındaki farklılıklar ve bunun sonucu olarak gelen uyumsuzluk da öz utancın gelişimine katkıda bulunur. Kendi ailelerinde, çocukken terk edilmiş, ihmal edilmiş ve sömürülmüş ebeveynler; suçlu hissettirmeyi, eleştirmeyi ve iğneleyici olmayı kendi çocuklarına anne-babalık yapmanın temel araçları olarak kullanabilirler. Bu durum, katı ve otoriter ebeveynlerde dindar kültürlerde, askeriye ile ilişkili ailelerde ya da ebeveynlerin birinde veya her ikisinde bir akıl hastalığının ya da çözümlenmemiş bir travmanın görüldüğü durumlarda oldukça yaygındır.

Yavrumuzu korumak için hayatta kalma stratejisi olarak başlayan şey, zaman içinde bağlanma, güvende olma ve öz değer ile ilişkili evrimini daha geç tamamlayan psikolojik süreçlerin biyolojik altyapısına ait bir parçaya dönüşmüştür. Bu yüzden “Güvende miyim?” şeklindeki temel soru “Sevilesi miyim?” sorusu ile iç içe geçmiştir. Bu soruya öz utanç eşlik edince cevap daha da acı verici olur. Bunun sonucunda öz utanca sahip bireyler risk almada zorluk çeker, sömürücü ve destek olmayan partnerler seçerler ve yalnız olmaya katlanamazlar.

Öz utanca tedavi edilmese de, terapi danışanlara çarpıtılmış inançlarının, davranışlarının ve duygularının gerçek olup olmadığını test etmeleri için gerekli becerileri kazandırır.

Divan Psikoloji uzman kadrosuyla çocuk, ergen, yetişkin danışanlara bireysel, aile ve çift terapisi yöntemlerini kullanarak danışanlarına psikolojik destek sağlamaktadır.

Bireysel Terapi

Çift ve Evlilik Terapisi/Danışmanlığı

Aile Terapisi/Danışmanlığı

Çocuk Psikolojisi ve Pedagoji

Cinsel Terapi

Zeka ve Zeka Testleri

Dil ve Konuşma Güçlükleri