Kartaltepe Mahallesi. İncirli Caddesi Başarı Sk. No:1 B Blok Kat 3 D:6 Bakırköy
0532 307 97 40
psikolojidivan@gmail.com

KARDEŞ SIRASI VE ETKİLERİ

İnsan doğduğu andan itibaren gelişen bir canlıdır. Yaşadığı fiziksel ortam ve kalıtım, bu gelişimi derinden etkiler. Böylece gelişim, kişi ölünceye kadar değişen ve ilerleyen bir süreç halini alır. Bu süreçte de ortaya çıkan bireysel farklılıklar birçok araştırmanın konusu olmuştur. Adler’e (2003) göre bir insan hakkında kesin bir yargıya varmadan önce, onun hangi şartlar altında yetişmiş olduğunu bilmek gerekir. Çünkü bu yetişme sürecinde çocuğun aile çevresi içindeki konumu çok önemlidir. Çocuklar birtakım davranışları ve tutumları, ailesini gözlemleyerek öğrenirler.

Literatür tarandığında, kişilikle ilgili çoğu tanımın vurgusu bireysel farklılıklardır. Bu bireysel farklılıkları, özellikle aynı ebeveyn tarafından, aynı ortamda büyütülmüş çocuklarda görürüz. Adler (1969), kişilik gelişimindeki bu farklılığın sebebinin doğum sırasıyla alakalı olabileceğini söyler. Büyük ya da küçük kardeş olmak, diğer kardeşlerin gelişine bağlı olarak değişiklik gösteren ebeveyn tutumlarına maruz kalmak, yaşam tarzının oluşumunu etkileyen kendine özgü durumları oluşturmaktadır.

Stoneman ve Brody’e (1993) göre kardeş ilişkisi, ikinci çocuğun doğumuyla başlayan ve kardeşlerden birinin ölümüne dek süren, olabilecek en yakın ve en uzun süreli ilişkilerden biridir. Dunn (1995) kardeşlik ilişkisini; eşler, çocuklar ve hatta anne baba ile yaşanandan bile daha uzun süreli bir ilişki olarak tanımlar. Çocuklar, arkadaş seçme ve arkadaşlıklarını bitirme konusunda özgürdürler. Ama kardeş ilişkileri için böyle bir tercih şansları yoktur. Bu kadar uzun süreli bir ilişkide tarafların birbirlerinden etkilenmesi kaçınılmazdır (Stoneman ve Brody, 1993). Kardeşler ile olan ilişkiler ve paylaşılan deneyimler kişinin yaşamını zenginleştirmekle birlikte, kişilik gelişimine birçok yönden katkı sağlar. Öyle ki gelecekteki tercihlerini dahi etkileyebilir. Farklı bakış açılarına sahip psikologlar, kardeş ilişkilerinin çocukların gelişimi üzerinde önemli bir etkisi olduğunu savunmuşlardır (Dunn, 1995).

Yavuzer’e (2007) göre kardeş ilişkisindeki iki faktörden biri annenin tutumu, diğeri ise çocuğun sosyal yeri ve özellikleridir. Bir kız çocuğunun çok ablasının olması, annesi ile özdeşim kurmasını engeller. Bu yüzden büyük kız kardeşler, anne ile olan ilişki konusunda kendinden küçük kardeşlerine oranla daha şanslıdır. Kardeşler arası ilişkinin yapısı, sıra ve cinsiyetle sıkı sıkıya ilişkilidir. Sıra, çocuğun anne-baba ve kardeşlerin karşısındaki tavrını belirler.

Doğum Sırası

Doğum sırası, kişilerin ilişkiler hakkında nasıl düşündüğünü ve davrandığını belirleyen önemli bir etkendir (McGuirk ve Perrijohn, 2008). Adler, ailedeki diğer çocukların varlığı ve bunun çocuğun gelişimi üzerindeki etkileri üzerine çalışan ilk kuramcıdır. Adler’e göre, çocuğun diğer kardeşler arasındaki durumu, özellikle dünyaya geliş sırası açısından, kendine özgü bazı sorunları da birlikte getirir (Geçtan, 1993).  Adler’e (1969) göre çocuğun aile içindeki doğum sırası büyük önem taşımaktadır. Belirli kişilik özellikleri, çocuğun aile içindeki pozisyonuyla paralellik göstermektedir. Doğum sırasının başarıya etkisinin araştırıldığı bir çalışmada, doğrum sırası ile başarı arasında anlamlı bir ilişki olduğu gösterilmiştir (Akgeyik, 2015). Ayrıca bir diğer kardeşten büyük veya küçük olmak, diğer kardeşlerin gelişine bağlı olarak çeşitlilik gösteren anne-baba tutumlarına maruz kalmak, yaşam tarzını etkileyen koşulları oluşturmaktadır. Genelde belirli kişilik özelliklerinin, belirli doğum sırasına sahip çocuklarda görüleceğini söyleyen Adler (1969), buna bağlı olarak dört farklı doğum sırası pozisyonu üzerinde durmuştur. Bunlar ilk çocuk, tek çocuk, ikinci çocuk (sonradan doğan) ve en küçük çocuktur.

İlk çocuk

Adler’e göre ilk çocuk, kardeşi doğana kadar tek çocuktur. İmrenilen bu pozisyonda, anne ve babanın yeni doğanı için her şeyin en iyisini yapma arzusuna sahiptirler. Böylece ilk çocuk ebeveynlerinin bölünmemiş ilgi ve sevgisine sahip olur. Ancak ikinci çocuğun doğmasıyla dünyayı algılayışı dramatik biçimde değişir. Adler ilk çocuğu “tahtını yitirmiş kral” olarak tanımlamakta ve bu durumun travmatik bir deneyim olabileceğini söylemektedir. Çünkü el üstünde tutulan, anne ve babasının etrafında pervane olduğu çocuk bir anda küçük bir kardeşinin olmasıyla kendini başka bir pozisyonda bulur. Bundan böyle ebeveynin sevgisini kendisine rakip biriyle paylaşmak zorundadır. Bu değişiklik ilk çocukları her zaman etkiler. Küçük kardeşinin ilgi odağı olduğunu gören ilk çocuk, doğal olarak ailedeki üstün yerini kazanmaya çalışacak ancak bu mücadele sonuçsuz kalacaktır. İlk çocuk ne yaparsa yapsın artık eski konumunu elde edemeyecektir. Anne ve baba, ilk çocuğun bu talebine kayıtsız kalabilir, hoşgörüsüz davranabilir hatta bu yoldaki çabalarını cezalandırabilmektedir. Bu mücadelenin ardından çocuk kendisini soyutlamaya yönelir ve diğer insanların sevgi ve onayına ihtiyaç duymadan ayakta durmaya çalışır. İlk çocuk böylece ilerideki yaşamında lider vasıflı, güç yönelimli ve   tutucu bir kişiliğe sahip olabilmektedir. İkinci veya üçüncü çocuk da baştaki konumunu kaybetmiş olabilir ama bu kaybı en acı ilk çocuk deneyimler. Çünkü daha önce de kardeş deneyimleri vardır, anne ve babanın sevgisini hiçbir zaman tek başlarına almamışlardır (Akt. İnanç ve Yerlikaya, 2011).

En büyük kardeşler genelde tutucu bir karaktere sahiptir; güç ve kuvvete, katı kurallara ve yasalara inanırlar. Despotluğu benimseyip onaylama eğilimi gösterirler (Adler, 2014). Anneler ve babalar genellikle ilk çocuklarına diğerlerinin doğumundan sonra farklı davranır. Birçok anne ilk çocuğuna daha fazla özen göstermiştir. Tek çocuk, diğer kardeşin doğmasıyla birden büyük çocuk olur ve bazı sorumluluklar altına girer. Ailenin ilgisi de kesilmişse kendini terk edilmiş hissedebilir (Yavuzer, 2007).

İkinci Çocuk

Adler’e (1931) göre, ikinci çocuğun yeri değişkenlik gösterir. Anne ve babasının sevgisini, doğduğundan itibaren büyük kardeşiyle paylaşmak zorundadır. Bu yüzden sosyallik duygusu ilk kardeşe göre daha gelişmiştir. Bununla birlikte doğduğu andan itibaren ikinci çocuğun, adeta ona meydan okuyan bir rakibi vardır. Böylece ikinci çocuk, büyük kardeşinden daha hızlı bir gelişim gösterebilmektedir. İkinci çocuk bir adım geride olduğunu ve geçmesi gereken birileri olduğunu hissedecektir. Buna bağlı olarak da ikinci çocuklar oldukça yarışmacı ve hırslı olabilirler. Yaşam tarzları kendilerini kanıtlamaya yönelik olabilir. Bu nedenle ikinci çocuk başarı odaklı olabileceği gibi, gerçek dışı hedefler belirleyerek sonunda başarısız olma ihtimaline de sahiptir.  

Yavuzer’e (2007) göre de çoğunlukla en şanssız olan çocuktur. Çünkü daha az sevgi gören veya öyle düşünen ikinci çocuklardır. Buna bağlı olarak, uyum ve davranış bozukluğu gösteren çocuklarda ortanca çocuk olmak önemli bir etmendir. 

En Küçük Çocuk

En küçük çocuk dışında her çocuğun ardından gelen bir kardeş vardır ama küçük çocuğun tahtını yitirme gibi bir durumu söz konusu değildir. Ailenin en küçüğü olarak sadece ebeveynlerinin değil, diğer aile üyelerin de ilgi ve sevgisiyle karşılaşır. En küçük çocuk, genellikle şımartılır ve nazlı yetişen bir çocuğun karşılaştığı zorluklar küçük kardeş için de geçerlidir (Adler, 1931). En küçük çocuk kendisinden güçlü ve önde olan kimselerle rekabet etmek zorunda olduğundan, yetersizlik duyguları gösterebilir. Aynı zamanda birden fazla uyarıcıya sahip olduğundan da iyi gelişip, diğer kardeşlerinden daha başarılı olabilir. Ancak en sorunlu çocukların bir kısmı yine en küçük çocuklardır çünkü aile bireyleri sürekli şımartmıştır. Böylesine nazlı büyütülen bir çocuğun bağımsızlığa kavuşması da beklenemez (İnanç ve Yerlikaya, 2011).

Yavuzer (2007) ise küçük çocuğun konumunun zorlayıcı olduğunu ve ailenin gözünde hiç büyümediği için onu benmerkezci tavırlara sahip olmasına ve yetersizlik duygusu ile boğuşmasına sebep olabilir. Hatta fiziksel veya zihinsel kapasite gereken durumlarda diğer kardeşlerinin yanındaki başarısızlığı onu saldırgan davranışlara itebilir. Bu baskı uzun süreli olduğunda da çocukta bazı kalıcı davranış bozuklukları olabilir.       

Tek Çocuk

Tek çocuk, yarışması gereken bir rakibe sahip olmadığı için farklı bir pozisyondadır. Anne tarafından şımartılmaya müsait bir konumda olduğundan, yarışacak kimse olmayınca babasıyla bir rekabete girebilir. Anne, tek çocuğunu aşırı kollayıcı bir tutuma girdiğinde bu sefer çocuk annesine aşırı düşkünleşip, babasını karşısına alabilir. Bunu engellemenin yolu ebeveynlerin iş birliği içinde çocuk yetiştirmektir. Ancak çoğunlukla anneler babalardan daha fazla ilgilendikleri için çocuk anneye güçlü bağlarla bağlanacaktır. Çevresinden de ilgi ve koruma bekleyecektir. Bağımlılık ve ben merkezcilik, tek çocukların nitelikleri olabilmektedir (Akt. İnanç ve Yerlikaya, 2011). 

Yavuzer’e (2007) göre tek çocuk olmanın avantajlarının yanında dezavantajları da vardır. Tek çocuk, çok çocuğa göre daha iyi bakım alma şansına sahiptir. Ama aynı zamanda deneyim zenginliği daha azdır. Çünkü aileye yeni bir kardeşin gelmesi çocuk için büyük bir deneyimdir. Örneğin oyun oynarken çok çocuklu ailelerde, çocuk farklı rollere girme imkânı bulur. Bu durum topluma ve hayata hazırlanmak için önemlidir. Ama tek çocuk buna karşılık kendini monoton ilişkiler arasında görür.

Yapılan Çalışmalar

Aileye katılan her çocuk, aileyi ve karşılıklı ilişkileri değiştirir (Gander ve Gardiner, 1998). Yapılan araştırmalara göre, annelerin davranışları ilk doğan ve son doğan bebeklere karşı farklılık gösterir (Ekşi, 1990). Haktanır ve Baran (1998) ailedeki çocuk sayısı arttıkça gençlerin, ebeveynlerinin tutumunu daha otoriter ve ilgisiz olarak algıladıklarını belirtmişlerdir. 

Ayyıldız, vd. (2005)’e göre, ilk çocuk aile için yüksek beklenti kaynağıdır. Bu sebeple ilk çocuk daha olgun yetiştirilirken, küçük çocuğa daha az otonomi ve sorumluluk verilir. Anne ve baba küçük çocuğa daha hoşgörülü bir tutum sergilerken, büyük çocuğa daha denetleyici davranmaktadır. Çocuk sayısı arttıkça da ebeveynler çocuk yetiştirme konusunda daha fazla deneyim kazanmaktadır (Akt: Şanlı, 2007).

Anne ve babalar disiplin açısından genellikle ilk doğanlara daha sık bedensel ceza uygulamaktadırlar ve daha sonra doğanlara uyguladıkları disiplinde daha tutarlı olma eğilimindedirler (Akt: Gander ve Gardiner, 1998).

Güneysu ve Bilir’in (1988) yaptığı bir araştırmaya göre, çok kardeşi olan gençlerde hem anne hem de baba tutumlarının demokratik olmaktan uzaklaştığı ve buna bağlı olarak gençlerin kendini kabul düzeylerinin düştüğü bulunmuştur. Kardeş sayısına göre kendini kabul düzeyine bakıldığında ise 4 ve fazla sayıda (çok kardeş) kardeşi olan gençlerin kendini kabul düzeyinin, ailenin tek veya 2-3 kardeşi olan gençlere göre daha düşük olduğu görülmüştür.

İkiz kardeşler ve aralarında yaş farkı olan kardeşler arasında yapılan bir araştırma sonucunda kardeş kıskançlığında, yaş farkı olan kardeşlerin ikiz kardeşlere oranla daha yüksek düzeyde kıskançlık gösterdiği belirlenmiş ve ebeveyn tutumlarının kıskançlıkta etkili bir faktör olduğu bulunmuştur (Şipal, Yeğengil ve Toka, 2012). 

Bir başka araştırmanın sonuçlarına göre kardeş sahibi olup olmama ile sosyal beceri düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Ayrıca kardeş sahibi olup olmama ile akran ilişkilerine bağlı olarak saldırganlık, dışlanma, sosyal olmayan davranış, aşırı hareketlilik ve akran şiddetine maruz kalma gibi değişkenler arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (Ogelman ve Sarıkaya, 2014).

Çocukların doğum sırasının yanı sıra ebeveyn tutumunu etkileyen etkenlerden biri de tek çocuklu olmaktır. Tek çocuğu olan ailelerin çocuklarına karşı yaygın olarak aşırı koruyucu, aşırı hoş görülü tutumlarla yaklaştıkları söylenebilir (Geçtan, 1988).

Ebeveyn tutumlarının çeşitli değişkenler açısından değerlendirildiği bir çalışmada, tek çocuğa sahip olan ebeveynlerin aşırı koruyucu tutumlarının, iki çocuğa sahip olan ebeveynlerin aşırı koruyucu tutumlarından anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür (Aydoğdu ve Dilekmen, 2016)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir